GATS ANLAŞMASI
GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması)
DTÖ( Dünya ticaret örgütü) bünyesinde faaliyet göstermektedir.
GATS anlaşması tüm hizmet sektörlerini ve hizmetlerin üretilmesi için gerekli olan tüm metaların üretimini de karşılayan ilk çok taraflı anlaşmadır.
Bu anlaşma;Eğitimden,Sağlığa;Belediye hizmetlerinden ,Su’ya; Ulaşımdan Haberleşmeye; Sigortacılıktan,Sosyal güvenliğe;Çevre hizmetlerinden ,Turizme kadar tüm sektörleri kapsamaktadır.
GATS anlaşması Öncelikle özelleştirmeyi öne çıkarmıyor. Ancak , tüm hizmet alanlarının tam olarak serbest piyasaya açılması için gerekli olan yasaların hazırlanmasını istiyor.
Yerli ve yabancı sermayeye eşit koşulların sağlanmasını istiyor.
GATS anlaşmasındaki muafiyetler en fazla 10 yıl süre ile geçerlidir.
Uyuşmazlıkların çözümü için Uluslararası TAHKİM anlaşması kullanılmaktadır.
GATS anlaşmasındaki SALKIMLAMA (Cluslering Approach ) yöntemi ile tüm sektörler bu anlaşmanın içine girmektedir.
GATS anlaşmasında, kamusal bütün güvencelerin , REKABETE ENGEL OLDUĞU gerekçesi ile kaldırılması istenmektedir.
Türkiye GATS anlaşması ile, 155 hizmet alanı belirleyerek, bunun 72 ‘sini serbest piyasanın hizmetine sunmayı kabul etmiştir.Türkiye’nin taahhütleri tüm hizmet alanlarının %46.6 ‘a karşılık gelirken ,gelişmiş ülkelerde bu oran ancak %18’i bulmaktadır.
GATS anlaşmasının genişletilmesi müzakereleri 2004 yılı sonuna kadar sürdürülecek ve yeni şekli ile 1.01.2005 2de yürürlüğe girecektir.Bu çalışmaların içinde KAMU YÖNETİMİ YASASI ,YEREL YÖNETİMLER YASASI ;İŞ KANUNU, YÜKSEK ÖĞRETİM YASASI, MADEN YASASI, İHALE YASASI gibi yasalar GATS’a uyum için yapılmaktadır.
EĞİTİM HİZMETLERİ VE “YENİDEN YAPILANMA”
1980’den sonra oluşturulan bütçenin, giderek piyasa ile bütünleşmeyi sağlayacak şekilde planlandığı görülmektedir.
Yaşanan krizler en çok eğitim ve sağlık harcamaları üzerinde hissedilmektedir.Krizin sorumlusu sermayeye karşı hiçbir tedbir alınmazken ,kısıtlamaların eğitim ve sağlık üzerinden yapılması bilinçli bir tercihdir.
1980’den bu yana devlet reformu adı ile parçalı bir şekilde yürütülen NEO-LİBERAL çalışmalar; 1984 ‘de birincisi, 1988’ de ikincisi olmak üzere “SINAİ EĞİTİM PROJESİ” 1985’de”ENDÜSTRİYEL OKULLAR PROJESİ” 1987’de YAYGIN EĞİTİM MESLEKİ EĞİTİM PROJESİ” ile Dünya Bankasının kredileri kapsamında yürütülmektedir.
MİLLİ EĞİTİMİ GELİŞTİRME PROJESİ 90 milyon dolarlık Dünya Bankası kredisi ile 1990’da “yeniden yapılandırma” çalışmaları hızlandırılmıştır. 1998 ve 2002’de 300’er milyon dolarlık iki “temel eğitim projesi “ ile gerçekleştirilmiştir.Bu krediler 1995’te imzalanan GATS anlaşması gereğince verilmektedir.
Eğitim yönetimine; yerel yönetimleri, borsaları, odaları, işveren örgütleri dahil edilerek piyasaya açılması istenmektedir.
Eğitimin, öncelikle “KATKI PAYI “ , KANTİN, TAŞIMA,TEMİZLİK İŞLERİ,DERS KİTAPLARI V.B alanlarda ticarileştirilmesi hedeflenmiştir.
Bugün eğitim sistemi bir kamu hizmeti olmaktan çıkartılarak ,kar amaçlı bir işletme haline gelmesi asıl amaçtır. “Toplam Kalite Yönetimi “ bunun en güzel araçlarından birisidir.
KAMUDA ÇALIŞANLAR AÇISINDAN
“YENİDEN YAPILANMA”
Eğitim sektöründe çalışan 650 bin personelin
%92 si memur olarak çalışırken, tüm kamu personeli içinde memur oranı %63’dür.
Bu durum kamu yönetiminde “küçülme” ile birlikte eğitim çalışanlarını boy hedefi haline getirmiştir.Sistemin yerleşmesi için , eğitim çalışanlarının öncelikle memurluktan çıkartılıp sözleşmeli hale dönüştürülmesi gerekmektedir. Öngörülen piyasacı eğitim sistemi , yaşamın her alanında rekabeti, hizmetin bedelini ödemeyi ,vatandaşların müşterileşmesini, sınıfların ,okulların ,bölgelerin rekabet içine sokulmasını istemektedir. Parası olanın yararlanacağı karlı eğitim işletmeciliği için birbiriyle yarışan çalışanların olması gerekmektedir.
İşyerinin değil, işletmenin sözleşmeli ve performans değerlendirmesine tabi çalışanların olması rekabette karlılığı artıracaktır.Bunun için sosyal güvencesiz, maliyeti az , hizmeti çok elemanlar sermayenin birincil tercihidir.
yorum yazın
|