Nautica06

 

 

 Eski patentli yeni eğitim anlayışı

 

Her bakan geldiğinde eğitimi düzelteceğini söyleyerek göreve başlıyor . Bu artık gelenek haline geldi.  Ne yazık ki çözüm bekleyen sorunlar  değil de niyetlere bağlı unsurlar değiştirildiği için eğitimdeki çözümsüzlükler  artarak devam ediyor.

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin  Çelik'te göreve geldiğinden bu yana eğitimdeki sorunlara çözüm getirdiğini, getireceğini söyleyerek çalışmalar yapıyor.Bir  çok buluşlarından sonra en büyük balonunu patlattı. "Kuantum Reformu" Eğitimde ezberciliğe sebep olan  Newtoncu anlayış terk edilerek "öğrenmeyi öğrenen "Kuantum mantığına geçiliyor. Müfredat  Program ve ders kitapları tamamen değiştiriliyor." "Sözde değil özde değişiklik yapıyoruz"." Bu doğrultuda çalışmalar yapılıyor "akıllı sınıflar " oluşturuyoruz". Açıklamaları yaptı.

Bu açıklamaları ve gelişmeleri  iki yönden değerlendirmek gerekirse;

1-Eğitim ortamı ve araç -gereçler yönünden

2- Eğitimin içeriği yönünden

1-Eğitim ortamı ve araç –gereçler yönünden;

 Okullar ve eğitim çalışanları bu yapılanmalara  uygun değildir.

-  Okulların fiziki olarak %70 oranında nitelikli bir eğitim yapılmasına uygun olmadığını araştırmalar göstermektedir.

- Eğitime ayrılan ödenek her yıl düşürüldüğünden ,araç –gereç yetersizliği uygulamalı bir eğitime olanak vermemektedir.

-Personel açığı her yıl artarak devam ettiğinden,kalabalık sınıflar ve   temizlik  sorunları ,  okulları çalışanların mutlu olmadığı bir ortam haline gelmiştir.

-   İşsizliğin artması  ve   eğitimin yükünün büyük oranda  velilerin sırtına yıkılması ,eğitimi temel bir insan hakkı olmaktan çıkartıp, parası olanın kullanacağı bir meta haline getirmektedir.    

2-Eğitimin içeriği yönünden;

1739 sayılı Temel Eğitim Yasası 1973'te  uygulamaya konulurken,  ezberci bir eğitimi amaçladığı kabul edilmedi .Bu yasanın amaçlarında da  soran ,sorgulayan araştıran, öğrenen vb bir çok ifadelerle,  öğrencilerin çağdaşça  yetiştirileceği ifade ediliyordu.

 Şimdi olduğu gibi ,o zamanda bu eğitim yapısına ezberci ,ırkçı, gerici  ve soyut  diyenler suçlandılar, cezalandırıldılar.

Küreselleşme söylemleri ile her kurumun yeniden yapılandırıldığı bir dönemde , eğitimdeki bu yapılanların felsefesi  nedir ?

 Bakan ve bakanın hükümeti eğitimi kaliteli –nitelikli –bir yapıya kavuşturmak için mi çabalıyor ve bu konuda ne yaptılar ?

Şimdiye kadar yapılanlar bunların ip uçlarını  vermekten çok uzak gözüküyor.

Bir kez  müşteri-öğrenci- merkezli bir eğitim anlayışı , bilimsel değil pragmatik ve idealist bir yaklaşımdır. Ustası da , John DEWEY'dir.

1882 yılında John D. ROKEFELLER (Uluslararası tekellerin sahiblerinden ) tarafından kurulan ve finanse edilen, Chicago Üniversitesine  John DEWEY,  1894 'de çağrılarak idealist  eğitim felsefesinin temellerini atmasına ortam hazırlanmıştır. Bu felsefe , çocuğun eğitimde içgüdü ve içdürtülerinin dikkate alınmasını söyler. Çocuğun gelişmesinde  dış etkenleri inkar eder."Doğa , toplumsal evren ve maddi gerçeklik yoktur ,onlar sadece bizim zihnimizde vardır". belirlemesini  yaparak bilimi  ve gerçekliği reddeder.  Bu yaklaşımda çocuğun gelişmesinde ,ailenin,okulun ve toplumun bir fonksiyonu olmadığından, eğitimin ağırlık noktası çocuğun içgüdüleri ve içdürtüleri olarak hedeflenmiştir.Yani odak nokta bireydir.Çünkü  bu felsefeye göre  birey özneldir,eşsizdir ve benzeri yoktur. Bu nedenle eğitim öznel olmalıdır.Öğretmenin görevi de ," Çocuğun içdürtüleri tarafından  belirlenmiş yeteneklerini ortaya çıkarmak için bilgeliği,mühendisliği ve tiyatro sanatçılığını sergilemesidir.

 Bu yöntemle kişisel doyum , bilimin ve toplumsal değerlerin yerine konmaktadır. Öznel ,bireyci kişiler yetiştirilmesi amaçlanmaktadır.Eğitim ,yalnız tanrının verdiği yeteneklerin ortaya çıkartılması olarak değerlendirildiğinden bilim  yok sayılmaktadır.

John DEWEY ,felsefesini daha da geliştirerek mülk sahibi zenginlerin çocukları ile işçilerin çocuklarının içgüdülerinin  farklı olduğunu söylüyor.Mülk sahibi zenginlerin çocukları zihinsel yeteneklere,işçilerin çocukları ise pratik yeteneklere sahip olduğundan buna uygun eğitim verilmeli diyor. Yani eğitimde sınıf ayrımını açıkça koyuyor.Bu eğitim anlayışına göre ," eğitilmiş insan uyumlaştırılmış insandır".Çünkü eğitimin kalitesi, eğitilenlerin  sermayenin yaratmış olduğu dünyaya ne  ölçüde uyduklarına ve bu dünyayı ne kadar az sorguladıklarına bağlıdır.

Bunlardan çok daha önemlisi ; idealist felsefenin kuramcılarından olan   ABD' li John DEWEY, Cumhuriyetin ilk yıllarında  Türk hükümetinin davetiyle , eğitim  sistemi üzerine  çalışmalar yapmak  üzere ,   Türkiye'ye gelmiştir.

John DEWEY'in  Türkiye'deki  çalışmaları sonucunda vermiş olduğu raporlarda ;

-         Sanayileşme yerine, köylere okullar kurulmasını

-         Türk öğrencilerin yabancı memleketlere gönderilmesini

-         MEB'nın eğitim işlevini, mahalli cemaatlere bırakmasını, sadece eğitimin siyaseti ile uğraşmasını önermiştir.

-         Daha sonraları da köy enstitülerinin kapatılmasında etkili olmuştur.

Cumhuriyetin  ilk yıllarında kurulan Gazi Terbiye  Enstitüsü, DEWEY'in çalışmalarıyla 1950 yıllarında  idealist ve ırkçı-gerici düşüncelerin aktarılmasına  yarayan "harcı –alem, pedagoji vaızları" denilen bir ocak haline getirilmiştir.

DEWEY'in çalışmalarıyla , köy enstitülerinin kapatılması gerçekleşmiştir. Çok  daha önemlisi,  eğitimi bu duruma getiren zihniyetin yetiştirilmesinin alt yapıları hazırlanmıştır.

Şimdi eğitimde reform yapıyoruz diyen zihniyet te o günlerden atılan tohumun meyveleridir.

 Pragmatik-idealist  bir yaklaşım olan bu reform çalışmalarıyla;

madde işareti

Toplumsal değerlerin yerine bireyci   yaklaşımlar  öne çıkartılıyor.

madde işareti

Bilimsel değerler yerine ,hurafeler eğitimin unsurları olarak öne sürülüyor.

madde işareti

Eğitimin her basamağına sınav konularak,hem öğrenciler yarış atı gibi koşturuluyor,hem  de eğitimde ezbercilik daha da pekişiyor.

madde işareti

Eğitim çalışanlarının, dayanışması  ve değerlerini paylaşması yerine, rekabet ve itaate  ortam hazırlayan iş güvencesinin ortadan kaldırılması  , eğitimin  bir kamu hizmeti olmaktan çıkarıp,ticari bir meta haline getirilmesinin amaçlanması  asıl niyetleri daha da açığa vurmaktadır.

Eğitimdeki çözüm ekonomideki  çözümden ayrı düşünülemeyeceğinden, ekonomisi bağımlı hale gelmiş bir ülkenin, eğitiminin bağımsız  demokratik ve nitelikli olmasının istenmesi ham hayalden öteye geçemez.

Bağımsız bir ülkede ;

Gerçekten nitelikli bir eğitimin yaşam bulması için Paulo Freire'nin  şu tespitlerinin  karşılık bulması gerekir. "Eğitim çalışması, öğretmen – öğrenci çelişkisini çözmekle işe başlamalıdır ( Ezilenlerin pedagojisi sf 55) "Özgürleştirici eğitim çalışması idrak edimlerinden oluşur.Bilgi aktarımından değil. Bu eğitim ,idrak edilebilir nesnenin ,idrak eden aktörler-bir yanda öğretmen öte yanda öğrenciler-arasında aracılık ettiği bir durumdur.Dolayısıyla problem tanımlayıcı bir eğitim praksisi,(söz –iş)  öğretmen -öğrenci çelişkisinin çözülmesini daha başından içerir.Diyalog ilişkileri-idrak eden aktörün işbirliği içinde aynı nesneyi idrak etmesinin olmazsa olmaz koşulu- başka türlü imkansızdır.  Eğitimcinin rolü  öğrencilerle birlikte ,doxa düzeyindeki bilginin  yerini logos düzeyindeki   gerçek algının  aldığı koşulları yaratmaktır."(aynı kitap  sf 57,58)

       

 yorum yaz
bilgi@ovder.org 

 

 

 

  

sizden gelenler
mahkeme kararları
basın açıklamaları
yazılar
resimler
yayınlarımız
yorumlar
arşiv

 

 

 

bilgi@ovder.org