Eski patentli yeni eğitim anlayışı
Her bakan geldiğinde eğitimi düzelteceğini söyleyerek göreve başlıyor . Bu artık gelenek haline geldi. Ne yazık ki çözüm bekleyen sorunlar değil de niyetlere bağlı unsurlar değiştirildiği için eğitimdeki çözümsüzlükler artarak devam ediyor.
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'te göreve geldiğinden bu yana eğitimdeki sorunlara çözüm getirdiğini, getireceğini söyleyerek çalışmalar yapıyor.Bir çok buluşlarından sonra en büyük balonunu patlattı. "Kuantum Reformu" Eğitimde ezberciliğe sebep olan Newtoncu anlayış terk edilerek "öğrenmeyi öğrenen "Kuantum mantığına geçiliyor. Müfredat Program ve ders kitapları tamamen değiştiriliyor." "Sözde değil özde değişiklik yapıyoruz"." Bu doğrultuda çalışmalar yapılıyor "akıllı sınıflar " oluşturuyoruz". Açıklamaları yaptı.
Bu açıklamaları ve gelişmeleri iki yönden değerlendirmek gerekirse;
1-Eğitim ortamı ve araç -gereçler yönünden
2- Eğitimin içeriği yönünden
1-Eğitim ortamı ve araç –gereçler yönünden;
Okullar ve eğitim çalışanları bu yapılanmalara uygun değildir.
- Okulların fiziki olarak %70 oranında nitelikli bir eğitim yapılmasına uygun olmadığını araştırmalar göstermektedir.
- Eğitime ayrılan ödenek her yıl düşürüldüğünden ,araç –gereç yetersizliği uygulamalı bir eğitime olanak vermemektedir.
-Personel açığı her yıl artarak devam ettiğinden,kalabalık sınıflar ve temizlik sorunları , okulları çalışanların mutlu olmadığı bir ortam haline gelmiştir.
- İşsizliğin artması ve eğitimin yükünün büyük oranda velilerin sırtına yıkılması ,eğitimi temel bir insan hakkı olmaktan çıkartıp, parası olanın kullanacağı bir meta haline getirmektedir.
2-Eğitimin içeriği yönünden;
1739 sayılı Temel Eğitim Yasası 1973'te uygulamaya konulurken, ezberci bir eğitimi amaçladığı kabul edilmedi .Bu yasanın amaçlarında da soran ,sorgulayan araştıran, öğrenen vb bir çok ifadelerle, öğrencilerin çağdaşça yetiştirileceği ifade ediliyordu.
Şimdi olduğu gibi ,o zamanda bu eğitim yapısına ezberci ,ırkçı, gerici ve soyut diyenler suçlandılar, cezalandırıldılar.
Küreselleşme söylemleri ile her kurumun yeniden yapılandırıldığı bir dönemde , eğitimdeki bu yapılanların felsefesi nedir ?
Bakan ve bakanın hükümeti eğitimi kaliteli –nitelikli –bir yapıya kavuşturmak için mi çabalıyor ve bu konuda ne yaptılar ?
Şimdiye kadar yapılanlar bunların ip uçlarını vermekten çok uzak gözüküyor.
Bir kez müşteri-öğrenci- merkezli bir eğitim anlayışı , bilimsel değil pragmatik ve idealist bir yaklaşımdır. Ustası da , John DEWEY'dir.
1882 yılında John D. ROKEFELLER (Uluslararası tekellerin sahiblerinden ) tarafından kurulan ve finanse edilen, Chicago Üniversitesine John DEWEY, 1894 'de çağrılarak idealist eğitim felsefesinin temellerini atmasına ortam hazırlanmıştır. Bu felsefe , çocuğun eğitimde içgüdü ve içdürtülerinin dikkate alınmasını söyler. Çocuğun gelişmesinde dış etkenleri inkar eder."Doğa , toplumsal evren ve maddi gerçeklik yoktur ,onlar sadece bizim zihnimizde vardır". belirlemesini yaparak bilimi ve gerçekliği reddeder. Bu yaklaşımda çocuğun gelişmesinde ,ailenin,okulun ve toplumun bir fonksiyonu olmadığından, eğitimin ağırlık noktası çocuğun içgüdüleri ve içdürtüleri olarak hedeflenmiştir.Yani odak nokta bireydir.Çünkü bu felsefeye göre birey özneldir,eşsizdir ve benzeri yoktur. Bu nedenle eğitim öznel olmalıdır.Öğretmenin görevi de ," Çocuğun içdürtüleri tarafından belirlenmiş yeteneklerini ortaya çıkarmak için bilgeliği,mühendisliği ve tiyatro sanatçılığını sergilemesidir.
Bu yöntemle kişisel doyum , bilimin ve toplumsal değerlerin yerine konmaktadır. Öznel ,bireyci kişiler yetiştirilmesi amaçlanmaktadır.Eğitim ,yalnız tanrının verdiği yeteneklerin ortaya çıkartılması olarak değerlendirildiğinden bilim yok sayılmaktadır.
John DEWEY ,felsefesini daha da geliştirerek mülk sahibi zenginlerin çocukları ile işçilerin çocuklarının içgüdülerinin farklı olduğunu söylüyor.Mülk sahibi zenginlerin çocukları zihinsel yeteneklere,işçilerin çocukları ise pratik yeteneklere sahip olduğundan buna uygun eğitim verilmeli diyor. Yani eğitimde sınıf ayrımını açıkça koyuyor.Bu eğitim anlayışına göre ," eğitilmiş insan uyumlaştırılmış insandır".Çünkü eğitimin kalitesi, eğitilenlerin sermayenin yaratmış olduğu dünyaya ne ölçüde uyduklarına ve bu dünyayı ne kadar az sorguladıklarına bağlıdır.
Bunlardan çok daha önemlisi ; idealist felsefenin kuramcılarından olan ABD' li John DEWEY, Cumhuriyetin ilk yıllarında Türk hükümetinin davetiyle , eğitim sistemi üzerine çalışmalar yapmak üzere , Türkiye'ye gelmiştir.
John DEWEY'in Türkiye'deki çalışmaları sonucunda vermiş olduğu raporlarda ;
- Sanayileşme yerine, köylere okullar kurulmasını
- Türk öğrencilerin yabancı memleketlere gönderilmesini
- MEB'nın eğitim işlevini, mahalli cemaatlere bırakmasını, sadece eğitimin siyaseti ile uğraşmasını önermiştir.
- Daha sonraları da köy enstitülerinin kapatılmasında etkili olmuştur.
Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan Gazi Terbiye Enstitüsü, DEWEY'in çalışmalarıyla 1950 yıllarında idealist ve ırkçı-gerici düşüncelerin aktarılmasına yarayan "harcı –alem, pedagoji vaızları" denilen bir ocak haline getirilmiştir.
DEWEY'in çalışmalarıyla , köy enstitülerinin kapatılması gerçekleşmiştir. Çok daha önemlisi, eğitimi bu duruma getiren zihniyetin yetiştirilmesinin alt yapıları hazırlanmıştır.
Şimdi eğitimde reform yapıyoruz diyen zihniyet te o günlerden atılan tohumun meyveleridir.
Pragmatik-idealist bir yaklaşım olan bu reform çalışmalarıyla;
 |
Toplumsal değerlerin yerine bireyci yaklaşımlar öne çıkartılıyor.
|
 |
Bilimsel değerler yerine ,hurafeler eğitimin unsurları olarak öne sürülüyor.
|
 |
Eğitimin her basamağına sınav konularak,hem öğrenciler yarış atı gibi koşturuluyor,hem de eğitimde ezbercilik daha da pekişiyor.
|
 |
Eğitim çalışanlarının, dayanışması ve değerlerini paylaşması yerine, rekabet ve itaate ortam hazırlayan iş güvencesinin ortadan kaldırılması , eğitimin bir kamu hizmeti olmaktan çıkarıp,ticari bir meta haline getirilmesinin amaçlanması asıl niyetleri daha da açığa vurmaktadır.
|
Eğitimdeki çözüm ekonomideki çözümden ayrı düşünülemeyeceğinden, ekonomisi bağımlı hale gelmiş bir ülkenin, eğitiminin bağımsız demokratik ve nitelikli olmasının istenmesi ham hayalden öteye geçemez.
Bağımsız bir ülkede ;
Gerçekten nitelikli bir eğitimin yaşam bulması için Paulo Freire'nin şu tespitlerinin karşılık bulması gerekir. "Eğitim çalışması, öğretmen – öğrenci çelişkisini çözmekle işe başlamalıdır ( Ezilenlerin pedagojisi sf 55) "Özgürleştirici eğitim çalışması idrak edimlerinden oluşur.Bilgi aktarımından değil. Bu eğitim ,idrak edilebilir nesnenin ,idrak eden aktörler-bir yanda öğretmen öte yanda öğrenciler-arasında aracılık ettiği bir durumdur.Dolayısıyla problem tanımlayıcı bir eğitim praksisi,(söz –iş) öğretmen -öğrenci çelişkisinin çözülmesini daha başından içerir.Diyalog ilişkileri-idrak eden aktörün işbirliği içinde aynı nesneyi idrak etmesinin olmazsa olmaz koşulu- başka türlü imkansızdır. Eğitimcinin rolü öğrencilerle birlikte ,doxa düzeyindeki bilginin yerini logos düzeyindeki gerçek algının aldığı koşulları yaratmaktır."(aynı kitap sf 57,58)
yorum yaz
bilgi@ovder.org
|