EĞİTİM HAKKI
Eğitimin üç anlam ve süreci var
1-Eğitim sosyal bir kurumdur.işleyişi ve kuralları vardır.
2-Eğitimin bir hedefi vardır.
3-Eğitim bir süreçtir.Bu süreç yaşam ve toplumun tümünü kapsar ve toplumun bireyleri ile iletişimi sağlar .
iletişim araçlarının bu kadar geliştiği ve yaygınlaştığı bu dönemde , eğitim sadece çocukları ve gençleri okullarda kapsayan bir süreç değildir.Tüm toplumu hatta tüm insanlığı kapsayan çok boyutlu bir kavramı içermektedir.
Kurumsal eğitim sürecinde amaçlanan tüm yaşam sürecinde iletişim araçları ile dışardan aldığı uyarıları yorumlayıp,değerlendirip ve akıl süzgecinden geçirdikten sonra kullanma yeteneğini vermek ve geliştirmek olmalıdır.
EĞİTİM BİR İNSAN HAKKIDIR.
BM 1959’da Çocuk Hakları Bildirgesinde Eğitimin , çocuklar için ilk aşamasında parasız ve zorunlu olmasını belirleyen bir hakkı kabul etmiştir.
Ortak bir amaç olan eğitimin niteliğini, topluma egemen olan sınıf yada zümre belirler.
Jan Amos Comenius (1529-1670) “insan soyunu eğitmek, sadece sosyal bir görev değil,insanın en soylu özlemlerinden biridir”. Belirlemesini BM ve UNESCO’dan çok önceleri yapmıştır.
John Locke (1632-1704 , Rousseau (1772-1778) çocukların eğitimini, anne ve babaların bir özgürlüğü ve hakkı olduğunu belirttiler.
BM ,insan Hakları Evrensel Beyannamesi ve daha sonraları imzalanan uluslar arası sözleşmeler bu sorumluluğu devlete vermişlerdir.
1789 Fransız devriminde , kamusal eğitimin programı yayımlanmıştır.
1791 Amerikan anayasasında , “eğitim, devletin temel görevidir” belirlemesi yapılmıştır.
10 Aralık 1948 insan Hakları Evrensel Bildirgesi “her insanın eğitim hakkı olduğu “ ilan edilmiştir.
20 kasım 1959 Çocuk Hakları Bildirgesinde “çocuğun temel eğitiminin zorunlu ve parasız” olduğunu ilan edildi.Bunu bir çok ülke (Türkiye de dahil) anayasasına koydu.
Neden bu dönemlerde bir çok sosyal, çalışma ve eğitim hakkı gibi kazanımlar yasalara ve anlaşmalara girdi? Devletler bunları neden uygulamak zorunda kaldı ? Bu gelişmeleri ülkelerin ve dünyadaki gelişmelerden ayrı düşünmek mümkün değildir.
Bu dönemlere de çok yoğun bir sınıf mücadelesi vardı. 1. ve 2. paylaşım savaşı sonucunda sosyalist devletler kuruldu.Bu ülkelerde eğitim dahil yaşam farklılaştı.kapitalist sistem bir yandan kitlelerin baskısı bir yandan da sosyalist sistemin baskısı karşısında bu hakları kabul ederek uygulamak zorunda kaldı.halbuki kapitalist eğitim anlayışı,egemen sınıf olan burjuvazinin gereksinimine ve istemlerine uygun ,bu düzenin yaşamasını ve güçlenmesini amaçlayan ,bireyci,çıkarcı,yarışmacı,ezberci ve bilim dışı bireyler yetiştirmeyi hedefler.Bu sistem “sınıfsal ayıklama ve ayrıcalıklar” sistemidir.Sosyalist toplum her bakımdan kapitalist toplumun karşıtıdır. Eğitimi de karşıttır.
Sosyalist eğitim, insanı geliştirmeyi tüm yeteneklerini geliştirmeyi bunları toplumun hizmetine sunmayı ve baskı ve sömürünün son bulmasını hedefler.Sosyalist eğitim sistemi ulusal kültürü uluslararası ortak değerlerle birleştiren bir özelliğe sahiptir.
Bu eğitim sistemi arasındaki fark biçimde değil özdedir.
TÜRKİYE DE EĞİTİM
Osmanlıda halkın büyük çoğunluğu okul eğitiminden yoksundu.Bu açığı Loncalar , Ahi birlikleri, Tekke ve Zaviyeler kapatıyordu.Bunlar ,kendilerine has eğitimi denetimsiz veriyorlardı.İmparatorluğun eğitimi, Sübyan Mektepleri , Medreseler ve Enderun okullarında veriliyordu.Bu okullarda da İslami esaslar hakimdi.
Tanzimatla birlikte okulların biçimleri ve amaçları farklılık göstermeye başladı.Batıda eğitim görmüş reformcular değişikliklerin öncülüğünü yaptılar.
2. Meşrutiyet’le birlikte bir taraftan Ziya Gökalp Eğitimi” kişiyi doğa ve sosyal çevreye uydurmak ve toplumun kültürünü yeni nesillere kazandırmak” olarak açıklarken,diğer taraftan Satı Bey ve Prens Sabahattin gibi modern eğitimi amaçlayanlar “Çevrenin tutucu olduğunu, modern bir eğitim için çevre baskısından uzak olan bir ortamda eğitim verilmesi gerektiğini bunun için de yatılı bölge okullarının açılması gerektiğini” belirttiler.1935’den sonra yürürlüğe giren köy eğitmenleri ve 1940' larda ki Köy Enstitülerinin oluşumunda bu anlayışın etkileri olmuştur.
CUMHURİYET DÖNEMİ
Kurtuluş savaşından sonra kurulan TBMM hükümetinin ilk bakanlığı 2 mayıs 1920 ‘de kuruldu.Bakanlık gerek ulusal gerekse dinsel eğitim çalışmalarını alanına aldı.
Atatürk 1922’de Bursa Öğretmenler Birliğinde “Muallimler ordularımızın kazandığı zafer, sizin ve siz ordularımızın zaferi için yalnız zemin hazırladı.Hakiki zaferi siz kazanacaksınız.Ben ve bütün arkadaşlarım sizi takip edeceğiz.Sizin karşınıza çıkan tüm engelleri kıracağız” açıklaması ile eğitimin gereğini ve önemini vurgulamıştır.
Buna karşı hiçbir dönemde öz olarak Osmanlı eğitim anlayışı terk edilmedi.Köy Enstitülerini yıkan ve kapatan da bu anlayış oldu.
Gerek dünyada gerekse Türkiye de 1980’li yıllar kazanılmış ekonomik ,sosyal ,kültürel ve eğitim haklarının dönüm yıllarıdır.
Eğitim anlayışındaki değişiklik elbette sınıflar var olduğu sürece eğitim anlayışları var olacaktır.Ancak başta da belirttiğimiz gibi kapitalizm, kabul etmek ve uygulamak zorunda kaldığı ,anayasalara ve uluslar arası sözleşmelere geçen eğitim anlayışlarından da uzaklaşarak özüne dönüyor.
“Küreselleşme” ,”yeniden yapılanma” adı altında yapılan çalışmalarda kapitalizm vahşi özüne dönüyor
tarafsız eğitim anlayışı ve sistemi diye bir yaklaşım yoktur.Eğitim ya genç kuşakları bugünkü sisteme uyum için verilecek yada toplum ve dünyanın sömürüden kurtarılmasının araçı olacaktır.
YÖK
Yüksek Öğretim Kurumunun eğitim anlayışında, tek tip düşünce,tek tip bilim adamı ve tek tip öğrenci amaçlanıyor.
Popüler kültürle yabancılaşma hedeflenmiştir.Bireyler özellikle emekçiler sınıfına ve toplumuna yabancılaştırılmaktadır.Bu yaklaşım da örgütlü toplumu yok etmektedir.
Bu günkü eğitim anlayışı bireycidir.Toplum halinde yaşayan insanların eğitimi,kişiliğe yönelmelidir.Bireyle kişilik birbirinden farklıdır. Kişilik,insanı ve onun tarafından sosyal işlevi tanımlar.Birey ve bireycilik kavramı ise insanın sadece kendini tanımlar. İşte kapitalist eğitim ile bilimsel-demokratik eğitim arasındaki fark buradadır.
İnsanın gelişmesinde,doğuştan getirdiği ile toplumsal çevrenin verdiğini birleştirilmesi ile doğru orantılıdır.idealist eğitim anlayışı ise , toplumsal değerler ve ilişkiler yok sayılıp sadece insanın doğuştan getirdiklerinin ortaya çıkartılması amaçlanmıştır.Eğitimin toplumsal anlamı göz ardı edilmiştir.
İnsan kişiliğinin tüm yönlü gelişmesi,toplumsal üretimin ön koşuludur.Bu eğitim biçimi , bireyci, rekabetçi ve sömürücü bir anlayış yerine dayanışmacı,paylaşımcı ve bağımsızlıkçı bir toplumsal anlayışın yerleşmesine olanak sağlar.
Eğitim , sadece okullarda yada eğitim kurumlarında gerçekleşen bir etkinlik değildir.yaşamın her aşamasında ve her yerde gerçekleşir.Aile içinden başlayarak iş ve meslek yaşamında,dini toplantılarda, camilerde , cafelerde, örgütlerde kitleselleşen eğitim, toplumsallaşma yerine toplumsal tabakalaşmaya neden olmuştur.küreselleşme ile daha etkili olan, eğitimde kuşaktan kuşağa aktarılan toplumun değerleri değil, hakim anlayışın kendi geleceği için koyduğu değerlerdir. PİERRE BOURDİEU 1970-1992 yılları arasını kapsayan kitabında eğitimin toplumsal işlevini , iktidar ilişkilerini , ayrımcılıklarını ve eşitsizliklerini yeniden nasıl ürettiğini ayrıntılı bir biçimde aktarmaktadır.
1998’de ÖSYM’nin koyduğu “orta öğrenim başarı puanı” ve alan puanı ayrımcılığı daha da katlamıştır.meslek liselerine devam eden öğrencilerin ekonomik kökenleri bellidir ve bunların önünedir engel.
KÜRESELLEŞME VE EĞİTİM
Gerek devlet kademelerinde gerekse akademik çevrelerin çoğunda küreselleşmenin ,ayrımları,farklılıkları sınıflar arası çatışmaları ve ülkeler arası düşmanlıkları giderdiği, eğitime sonsuz olanaklar sunduğunu kabul ederek savunurlar.Bu süreç de iletişim araçlarının ve özellikle internetin kazanımları sayılır. Yoksulluğun, işsizliğin ve ekonomik ayrımın bu kadar yoğunlaştığı bir ülkede internetten ,teknolojiden ve diğer iletişim araçlarından kimlerin yararlandığı açıktır.Ayrıca hakim anlayışın internete bilgileri nasıl aktarıp denetlediği ve buralara kimin egemen olduğu yanında , okulsuz eğitimi gündeme getiren bu çevreler zaten eğitimin toplumsal fonksiyonunu göz ardı etmektedirler.Öğrencilerin verilen ödevleri hiç bir yorum ve değerlendirme yapmadan verdikleri öğretmenler tarafından bilinen bir gerçektir. Şu da ayrı bir gerçektir ki, küreselleşme ulus devletleri ve vatandaşın ulusal kimliğini zayıflatır, bunun yerine şirketlerin egemen olduğu emperyalist anlayışların hem devletlere hem de vatandaşlara egemen olduğu bir sistemi sunmaktadır. Neo-liberal anlayışın temsilcileri olan bugünkü egemen sınıf eğitime de yeni misyonlar yüklemektedirler. Daha doğrusu eski misyonunu canlandırmaktadırlar.Bunlar serbest Pazar ve sömürü ideolojisinin gerektirdiği , parçalı düşünme, esnek çalışma, sınav ve yarışmaya dayalı eğitim anlayışının yeniden egemen olmasını amaçlamaktadırlar.
Mc Culoch 1997’de Eğitime yüklenen yeni misyonu, toplumsal ve kişisel gelişme yerine, tehditkar,yabancılaşmış , geriye dönük bir özellik taşıdığını ifade etmektedir.
Küreselleşme ve Neo-liberal politikaların en önemli özelliği, özelleştirme ,pazarlaştırma ve kamusal niteliklerinden uzaklaştırma olarak yansımaktadır.
Medyanın okullardaki eğitim üzerine artmış ve belirleyici hale gelmiştir.
ÜNİVERSİTELER
NAFTA :Kuzey Amerika serbest Ticaret Antlaşması (Kanada-Meksika ABD -1994 )
GATT: Gümrük ve Ticaret Genel Anlaşması -1986
Bir devletin politik bir güç olarak ayakta kalabilmesinde asker, polis ve devlet kontrolü görevini yerine getirirken, okulla kaynaşması çok önemlidir.Çünkü var olan devletin siyasi ve kültürel yapısı, okullardan beslenir.
Pazar merkezli bir yönetimi amaçlayan yeni Kamu Yönetimi Temel Kanunu ,uluslararası reform (yeniden yapılanma)’un bir parçasıdır.
Pazarın bir ekonomik büyüme ve zenginlik olduğu düşüncesine dayalı kapitalizm özünde var olan bir strateji özellikle 80’li yıllardan sonra özüne dönüyor.
Pazarın yönettiği bir toplumda ,üretimin artacağı bunun ulusa ve aileye refah getireceği ve bireylere sorumluluk yükleyeceği en etkili araçlarla dillendirildi.Bu yapılaşma ile hizmetlerin iyileşeceği , kalitenin artacağı, halka daha fazla seçenek sunacağı hep öne çıkartıldı.
Kamu sektörünün üretken olmadığı, değişime direndiği hantal olduğu, yolsuzlukların çok olduğu ,hizmet kalitesinin düştüğü vb gibi söylemler gerekçe olarak kullanıldı.halk öyle bir noktaya getirildi ki, hizmeti kimin verdiği ve üreticilerin kim olduğu önemi görünmez oldu.Bu da özelleştirmelerin en önemli alt yapısını oluşturdu.
Özelleştirme ve sonunda oluşan serbest piyasa ekonomisinde daha iyi sonuçlara ulaşmak için , eğitimin yeniden yapılanması ve reorganizasyonu önemli bir araç olarak görülmüştür.okulun serbest pazara uygulanması ve rekabete açılması bu yapılanmaya hizmet etmesi için planlandı.
DTÖ ( Dünya Ticaret Örgütü ) eğitim ve sağlık hizmetlerinin piyasalaştırılması çalışmaları , bu hizmetlerdeki eşitsizlikleri daha da artırmıştır.
Yeni yüzyılda tek kutuplu dünyanın egemen güçleri ,insan ilişkilerinden çalışma ve yaşam tarzlarına, saç kesim biçiminden giyinme şekline kadar her şeyi istedikleri yönde değiştirmeye çalışıyorlar. Bu kadar geniş ve köklü dönüşüm içerisinde eğitimin rolü de bunlara uygun olarak yeniden belirleniyor ve planlanıyor.
Dünkü üretim içindeki bölünme, bugünkü teknolojiye sahip olanlarla olmayanlar arasındaki “dijital” bölünme aynı yapılar içinde olmaktadır.yani sınıfsal bir bölünme daha da açığa çıkması söz konusudur.
Teknolojik gelişmeler kendi başına eğitimi ve öğretimi geliştirmekte yeterli değildir.Teknoloji, sosyal ve ekonomik bölünmenin önüne geçemez. Teknoloji bugünkü politik gücün elinde yönlendirildiği sürece toplumsal gelişmeye değil, sınıfsal ayrıcalıklara hizmet edecektir.
Bugün teknolojinin en gelişkin olduğu iletişim araçlarından medya, çok kültürlü bir toplumu destekleyen, cins ,ırk, sınıf ayrımlarını ve eşitsizlikleri ,sosyal adaletsizlikleri giderici değil , artırıcı bir rol oynamaktadır.
Okullarda, film,müzik ve bunun gibi medya ürünleri popüler kültürün etkisi altında verilmektedir.sorgulayan,değerlendiren ve eleştiren tarz geliştirilmemektedir. Okullarda ve diğer alanlarda kullanılan Bilgisayar ve internet okur yazarlığı da bunlardan farklı değildir.Araştırma yapmak ,bilgi toplamak ve bunların değerlendirilmesi, yorumlanması ve alternatifler sunulması verilen eğitimin içeriğine bağlıdır.eleştirisel pedagojinin geliştirilmesi, bilgileri yorumlana ve dünyayı okuma becerisini kazandıracaktır.
Küreselleşme iki yaklaşımı öne çıkartıyor. Önce kamu sektörünün güvensizliğini,arkasından özel sektöre güveni sağlamaya çalışıyor.Bunu yaparken devletin ve kamunun topluma karşı sorumluluklarını ve görevini yeniden tanımlıyor.özelleştirmelerle gelişen,Neo-Liberal ekonomik politikaların vatandaşı (müşteri) hedef alan politikaların yaygınlaştırılmasını ve bunun için de, üniversiteler başta olmak üzere eğitim ve kültürün yeniden biçimlendirilmesini yapmaktadır.
Bugün ,okulda ,eğitimde ve kültürde yapılanları değerlendirmek ,devletten ayrı değildir.
Devlet,toplumsal hizmetler ve yapının doğrudan yönlendiricisi olarak görevini sürdürüyor.Bunları da Neo-liberal anlayışa paralel olarak,ulusal ve uluslararası şirketlerin istemleri doğrultusunda yapıyor.Devletin yeniden yapılanması, topluma karşı sorumluluklarının büyük kısmından kurtulması ve bunları özelleştirmesi olarak belirlenmektedir.
Sosyal sorumluluklarından kurtulmuş bir devletin, şirketlere hizmet eden ,tüccar bir organizasyon haline gelmesi, bu görevin finansmanını da hizmet etmediği (halk) kesimlerden alması yeniden yapılanmanın ana hedefidir .
Bu yapılanmada okul ve üniversite artık ulus-devlet yapılanmasının ortağı olmaktan çıkıyor.Küresel sermayenin önemli araçlarından birisi haline geliyor.
“İnsanların,malların ve bilginin özgürce dolaşımına olanak verdiği için coğrafya ve tarihin sonudur.” Denilen küreselleşme , acaba insandan zenginleri, mallardan şirketlerin patentlerini, bilgiden Neo –liberal düzen için gerekli olan bilgileri mi tanımlıyor? Son 25-30 yıldır yaşananlar bu tanımları içeriyor da…
Şu belirleme küreselleşmede , okulun ve üniversitenin yerini çok açık belirtmektedir.”Yüksek öğrenimin yapması gereken tek şey , öyle görünüyor ki diğer işler gibi mal ve hizmetlerini pazarda satmaktır.”(Lesie ve Fretwell) işte müşteri odaklı mükemmel eğitim. Üniversitelere ve okullara eğitim şirketleri dense daha iyi değil mi ?
yorum yazın
|