GÜNDÖNÜMÜ
Birlik ve mücadele kendini dayatıyor
Hasan Hüseyin Evin-hhüseyinevin@gmail.com
Ülkemizde elektrik enerjisi alanındaki en önemli kuruluş olan Türkiye
Elektrik Kurumu bir süre önce üretim, iletim ve dağıtım birimleri şeklinde
parçalandı. Daha sonra bu birimler anonim şirketlere dönüştürüldü. Elektrik
dağıtımı özelleştirildi. 2007 yılında da elektrikle ilgili tüm sistemlerin
özelleştirilmesi ve satışı kararı alındı.
Artık elektrik enerjisinin üretimi iletimi ve dağıtımı bir kamu hizmeti
olmaktan çıkartıldı, kârlılığı amaçlayan şirketlere devredildi. İleriki
aşamada bu şirketler yabancı ortaklar alarak veya hisselerini devrederek
elektrik enerjisini de yabancılaştıracak ve tamamen dışa bağımlı hale
getirecekler.
Özelleştirmenin olumsuz etkilerini her gün farklı biçimlerde yaşıyoruz. Son
örneklerden birini geçtiğimiz günlerde Adana’daki eğitim emekçileri ve
öğrenciler yaşadılar. Adana’da Toroslar Elektrik Dağıtım AŞ tarafından
elektrik faturaları ödenmediği gerekçesiyle 50 okulun elektriklerinin
kesileceği bildirildi ve 6 okulun elektrikleri kesildi. Elektrik kesintisi
nedeniyle eğitim-öğretime ara verildi.
Elektrik faturalarını ödeme sorumluluğu Milli Eğitim Müdürlüğü ve
valiliklere aittir. Vatandaşlar bu giderler için devlete vergi ödüyorlar.
Ama devlet, “size okul, yol, su, elektrik, hastane olarak geri dönecek”
diyerek esas olarak emekçilerden, işçilerden, işsizlerden, küçük esnaftan ve
emeklilerden topladığı vergileri faiz olarak IMF’ye ve yerli patronlara,
hazine yardımı adı altında sermaye partilerine aktarıp, kendi okullarının
elektrik, su, telefon faturalarını ödemiyor ve bunun sonucunda da
çocuklarımız okullarda elektriksiz, susuz, yakacaksız bırakılıyor. Sorsanız
kaynak yok diyecekler. Oysa kaynak çok.
Genel bütçeden eğitime ayrılan pay, “Eğitime Katkı Fonu”nda birikmiş olması
gereken katrilyonlar (Bu fondaki paranın eğitim dışında herhangi bir amaçla
harcanması yasa ile yasaklanmıştı) belediye ve İl Özel İdaresi bütçelerinden
eğitime aktarılması gereken pay, köylerde köy bütçesinin yüzde 10’u oranında
eğitime aktarılması gereken pay ve gönüllü bağışlardan oluşan kaynaklar
gerçekten eğitime aktarılırsa kaynak sorunu olmayacaktır.
Ama eğitimden sorumlu bakan H. Çelik “Okullara ödenek gönderirsem okulu
annem de yönetir” diyerek okul yöneticilerine “ödeneksiz yönetme”yi önererek
devletin zihniyetini açıkladı.
Devlet, özelleştirme anlayışıyla eğitimin tüm kaynaklarını kısarak,
elektrik, su, haberleşme hizmetlerini özelleştirerek, genel bütçeden
okullara kaynak aktarmayarak öğrencilere ve velilere “ya eğitimin tüm
giderlerini karşılayın veya çocuklarınızı okula göndermeyin” demektedir.
Yıllar önce İzmir’de özellikle kayıt dönemlerinde okullara TEDAŞ ve İZSU
tarafından yazılar gönderilerek okulların elektrikleri ve sularının
kesileceği bildirilmiş, okul yöneticileri de kayıt için başvuran velileri
eğer bağış yapmazlarsa çocuklarının elektriksiz, susuz kalacağı şeklinde
tehdit ederek “zorla bağış” almaya çalışmışlardı.
İzmir Öğrenci Velileri Derneği ve Eğitim Sen’in kimi duyarlı yöneticileri ve
üyelerinin çabası ile bu saldırı püskürtülmüştü.
Adana’da yaşanan olayda da Eğitim Sen Adana Şubesi’nin tepkisi ile İl Milli
Eğitim Müdürlüğü’nün girişimiyle okullara yeniden elektrik verilmeye
başlandı.
Durum açıkça ortada olmasına ve tüm bu yaşananlara rağmen patronların
gazetelerine, televizyonlarına bakarsanız ekonominin iyiye gidiyor, refah
artıyormuş. Onlar ülkeye patronların gözüyle bakıyorlar. Patronlar için
elbette ekonomi iyiye gidiyor, karları katlanarak artıyor.
Bizler ise soruna kendi istek ve ihtiyaçlarımız yönünden yaklaşacağız. Onun
için de işçileri, emekçilerin, yoksulların, gençlerin, kadınların ve tüm
ezilenlerin sesi olan gazetemize sahip çıkmak ve yayın araçlarımızı
çeşitlendirip güçlendirmek zorundayız.
İnsanca bir yaşam, barış, kardeşlik, eşitlik ve adalet ancak emekçilerin
iktidarında mümkündür. Emeğin iktidarı için daha çok çalışmaya, tüm
emekçileri birleştirmeye mecburuz.