Nautica06

 
Yine Karne Paraları…


Her dönemde tartışılan eğitim, son günlerde daha çok tartışılan konulardan birisi oldu. YÖK'ten okulların satılmasına, öğretmenlerin apoletli yapılmasına ve okullarda nasıl para toplanacağına kadar birçok konuda tartışılıyor. Bu konu sadece yöneticiler düzeyinde değil, bu alanda çalışanlar ve veliler arasında da çok tartışılıyor.
Devletin sırtında bir yük olarak görülüyor eğitim, “yeniden yapılanma” adı altında  velinin sırtına yıkılmaya çalışılıyor.
Bunun için,
Bir yanı ile eğitime ayrılan ödenekler düşürülerek, halkın ve velilerin sırtına çeşitli adlar altında eğitim giderleri yüklenerek gerçekleştirmeye çalışıldı.
Diğer yanı ile de özel okullara her olanaklar sunularak kıyaslama yaptırılıyor.

İstenenler ve tartışılanlar yetmiyormuş gibi, şimdi de karne parası, takdir parası, teşekkür parası toplanacak, ama nasıl?
Okul müdürü, ya sınıf öğretmenine ya da sınıf annesine bu parayı toplatıyor, velilerden de tepkiler geliyor. Nasıl toplanacak bu para? İşte burada bir kez daha düşünmek gerekiyor.
Yıllardır alanlarda  "parasız, demokratik ve bilimsel eğitim" için mücadele veren eğitim emekçilerinin düşünmesi gerekiyor.
Bu paralar eğitime aktarılan ve eğitimde gerekliliği için alınan paralar değildir. Eğitimdeki özelleştirmenin fiili uygulamalarıdır.
Küreselleşmenin en önemli ayaklarından bir olan TKY ( Toplam Kalite Yönetimi) anlayışına göre; Önce "iç ve dış müşteri”lerin kabullendirilmesi isteniyor. DB ( Dünya Bankası)  "yeniden yapılandırma " da sadece halkı –eğitimde çalışanlarda dahil - ikna için milyarlarca dolar veriyor.
Şimdi eğitim emekçileri eğitimdeki bu fiili özelleştirmeye karşı çıkabiliyor mu?
Yaşananlar çokta buna uygun değil.
—Okullarda yasal olmayan paraları çeşitli gerekçelerle toplayarak karşı çıkılamaz.
—Okul ve özel kursları amaç edinerek karşı çıkılamaz.
—Sınıf annelerinin sınıflarda para toplamasına göz yumarak karşı çıkılamaz.
Yeni devlet-Neo liberal- anlayışa göre, "özel olan her şey iyidir. Kamuya ait olan her şey kötüdür" hükmü egemendir. Bu anlayışı savunanlar, "Okullara kamu kurumları olarak devlet bütçesinden ödenek ayırmanın gereksiz olduğunu söylüyor. Çünkü istenilenin alınamadığını, çalışanların verimsiz ve devlet güvencesine sırtlarını dayadığını" ifade ediyorlar. “ okullar, hastaneler işletme olmalı, buralar paranın akıtıldığı yerler değil, kazanıldığı yerler olmalıdır.” diyorlar.
—Ne yazık ki çalışanların bir kısmı da bu anlayışa zemin hazırlıyor.- Sonucunda, herkesin değil, isteyenin ve parasını verenin okuduğu, kalite ve rekabetin egemen olduğu işletmeler amaçlanıyor.
Bu görüşün altında yatan, daha doğrusu açıkça ifade edilen "öğrencilerin rekabetçi bir anlayışla yetiştirilmesidir. Bu yaklaşımla, eğitim temel bir insan hakkı olmaktan çıktığı gibi, demokratik bir anlayış yerine ekonomik bir anlayışa dönüştürülüyor.
Bunlara eğitim emekçileri ve veliler olarak taraf olmamalıyız.
İşimizi, geleceğimizi ve çocuklarımızı çok seviyorsak-ki seviyoruz- parasız, demokratik ve bilimsel bir eğitime sadece niyetlerimizle değil, davranışlarımızla ve yaptıklarımızla taraf olmalıyız.
Bir taraftan eğitimin niteliğini değiştiren, diğer taraftan çalışanların iş güvencelerini ve çalışma yaşamlarını ortadan kaldıran " kamu yönetimi temel kanunu, yerel yönetimler yasası ve kamu personel yasasını" durdurmanın yolu iş yerlerinizden geçiyor. İş yerlerimizde işimize sahip çıkarken, demokratik haklarımızı da kullanmayı bilmeliyiz. Tahsildar değil, eğitimci olduğumuzu uygulamalarımızla göstermeliyiz. Eğitim üstünde tartışmaların ve oyunların oynandığı şu günlerde buna daha çok ihtiyacımız olduğu bir gerçektir.

 

madde işareti

   

       

yorum yazın

 


                      

 

 

 

 
 

 

  

sizden gelenler
mahkeme kararları
basın açıklamaları
yazılar
resimler
yayınlarımız
yorumlar
arşiv

 

 

 

bilgi@ovder.org