Basına ve kamuoyuna
06/04/2006
Şiddet, şiddet,şiddet tüm duyarlı insanları tedirgin eden bir sözcük. Hele bu okullarımızda ve gençlerimiz arasında yaygınlaşıyorsa daha da ürpertici oluyor.
İlköğretim okullarına kadar inen ve her gün bir yenisini yaşadığımız ya da duyduğumuz şiddet olayları, artık saklanamayacak kadar toplumun gündemine girdi.
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik , “sorumlusu benim” diyor .Ama sorumluluğunun ne olduğunu açıklamıyor. Bir genelge ile geçiştirmeye çalışıyor. Bu kadar olaydan sonra da koltuğunu bırakmaya hiç de niyetlenmiyor.
Şiddet olayları sadece bu dönemin olgusu olmadığı gibi , bu olayların sorumlusu da sadece bakan değildir. Geçmiş tüm yönetimlerin sorumluluğu olduğu yadsınamaz bir gerçektir.Ama bu hükümetin olayları önleyici değil , körükleyici bir fonksiyonu vardır.
Şiddet bir sonuçtur. Ne yazık ki gençlerimiz de , çocuklarımız da bu ortamın bir nedeni değil, birer kurbanıdırlar.Şiddete neden olan toplumsal adaletsizlikler devam ettiği sürece, kalıcı çözümü de mümkün değildir.
Bir taraftan tüketici bir toplum yaratılıyor, diğer taraftan işsizlik-yoksulluk-sağlıksızlık-eğitimsizlik artırılıyor.
Bir tarafta her istediğini elde eden ve gün be gün zenginleşen bir kesim,diğer tarafta işe ve ekmeğe muhtaç ve gittikçe de yoksullaşan büyük bir kesim.
Bir tarafta gücü haklılıkta değil, parada ve sanal kahramanlıklarda gören bir ve kesim, diğer tarafta günlük yaşamsal ihtiyaçlarını karşılayamayan,çocuklarını okutamayan,okul ihtiyaçlarını karşılayamayan , baskıya boyun eğmiş bir kesim.
İşte bu iki kesim aynı ortamda yaşıyorlar. Birbirinden gittikçe de farklılaşıyorlar.
Şiddetin temelinde ,toplumda kendini ifade edemeyen çocukların, eğitim kurumlarında da aynı baskı ile karşılaşması yatıyor.
Balığın kokusu baştan geliyor.
Silah satışları serbesttir. NEDEN?
Düğünlerde-maçlarda ,eğlencelerde yetkili ve etkili kişiler havaya silah sıkar,yandan geçen ya da balkonunda olan vatandaş ölür.NEDEN?
Çete kuranlar,gasp yapanlar,yetkisini kullandığını söyleyip, derin ilişkiler içinde vatan kurtaranlar , bildik ses ve işaretlerle karşılanırlar . NEDEN?
Kimileri vatandaş, kimileri sözde vatandaş olur. NEDEN?
Kimileri iyi çocuk, kimileri kötü çocuk olur. NEDEN?
Bunların yanıtları balığın baştan koktuğunun belirtileridir.
Toplumsal adaletsizlik ve toplumsal şiddet kaldırılmadan okullardaki şiddetin kaldırılması olanaksızdır.
Toplumsal adaleti ,ekonomik,siyasal ve bölgesel olarak sağlamanın yanında örgün ve yaygın eğitimin araç ve kurumlarının demokratikleştirilmesi ve bilimsel kriterlere dayandırılması gerekir.
Eğitimin içi boşaltıldıkça , sınavlarla yarışlar arttıkça ve siyasi kadrolaşmalar yoğunlaştıkça, şiddetin azalması olanaksızdır.
Okullarda yönetimin siyasi kadrolaşması ile birlikte, omuz atmalar,çelme takmalar,yan bakmalar kız meselesi adı altında ,reislerin,Polatların ve baronların öğrenci ve gençlik üzerinde egemenliğine dönüştürülmeye çalışılıyor.
Bu nedenle sorun bir asayiş sorunu değildir. Özel güvenlik, kamera ve polisiye tedbirlerle çözülemez.
Ailede ki şiddetin önlenebilmesi için öncelikle toplumun , hemen hemen her görüntüsü şiddet içeren televizyonların ve internet kafelerin etkisinden kurtarılması gerekir. Bilimsel gerçekliği olan ve toplumsal ilişkilerde , iyi örnekleri öne çıkaran kitap,gazete , tiyatro gibi örgün eğitim araçlarına halkın ve çocuklarımızın ulaşabileceği yaygınlıkta ve fiyatta olması gerekir.
Biz Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği olarak, yıllarca söylediklerimizi bir kez daha yetkililere ve velilerimize basın yolu ile aktarmak istiyoruz.
Öncelikle yapılmasını gerekenler
1-Okul bahçeleri otopark olarak kullanılmamalıdır. Sosyal tesisler yapılmalı , çocuklarımızın aktivitelerine ücretsiz sunulmalıdır.
2- Okullarımızda kantin yerine kooperatifler kurulmalı ve denetimli ürünler satılmalıdır.
3- Okul Aile Birlikleri okulların işletmecileri ya da patronları olması yerine, demokratik eğitimin önemli bir ayağı olmalıdır.
Veli-Öğretmen-Öğrenci üçlüsünün demokratik bir yapıda, eğitimin belirlenmesi ve uygulanmasında etkili olmalıdır.
4- Okul Öğrenci Temsilciliği-sınıf temsilciliği göstermelik değil, öğrencilerin inisiyatifinde çalışmalıdır. Öğrencilerimiz, demokratik bir biçimde sorunlarını tespit edebilmeli ve çözümü üçlü tarafından birlikte bulunmalıdır.
5-Sözleşmeli öğretmenliğe son verilmelidir. Öğretmenlik bir uzmanlık işidir.Bu eğitimi alanlar kadrolu öğretmen olmalıdır.
Öğretmenlikte öncelikle ölçü para değil ,insan olmalıdır. Eğitim para kazanılacak bir işletme değildir. Geleceğin toplumunu belirleyen bir kamu hizmetidir.
Eğitimdeki yapılanmalar buna uygun olmalıdır.
6-Okullarda rehber öğretmen ve psikolojik danışmanlar artırılmalı ve etkin hale getirilmelidir.
.7-Eğitim yaşama uygun olmalıdır. Rekabeti değil,dayanışmayı ve paylaşmayı amaç edilmelidir.
8-İyiyi –kötüyü,güzeli –çirkini, doğruyu- yanlışı ayırabilmesi için ,çocuklarımıza ilköğretimden başlayarak kişilik eğitimi verilmelidir.
9- Çocuklarımız, sınavdan sınava koşmak yerine, bedensel ve fiziksel gelişimlerine zaman ayırabilmelidir. Belediye ve kamu kuruluşlarındaki sosyal tesislerden ücretsiz yararlanmalıdır.
10-Okullarımız ticari işletme değil, bilim yuvaları olmalıdır. Okullarımıza, öğrencilerimiz ve velilerimiz kendi yuvaları gibi gelebilmelidir. Velilerimiz , öğretmenleri ile çocuklarının sorunlarını rahatlıkla paylaşabilmelidirler.
Medyada ,ailede ve toplumdaki şiddetin ,çocuklarımıza cinayet olarak dönmemesi için, öncelikle veliler olarak birlikte olmamız ve çocuklarımıza birlikte sahip çıkmamız gerektiğinin çağrısını bir kez daha yapıyoruz.
yorum yazın