Nautica06

 

 

 

 

Eğitimin yerinden yönetimi: Yerel yönetim ve eğitim örgütleri

İnsanlığın uygarlaşma sürecinde eğitim kurumları son birkaç yüz yıldır oldukça önem kazanmış, 21. yüz yılda ise eğitim ve eğitilmiş insan kavramları her tülü değişimin, gelişmenin ve ilerlemenin belirleyicisi olmuştur. Eğitim, öğretim, öğrenme, okul gibi kavramlara ilkel komünal topluluklardan günümüze kadar farklı anlamlar yüklenmiştir. Kimin, nasıl bir eğitim alacağı, alınan eğitime bağlı olarak kazandırılacak bilgi, tutum ve becerilerin neler olacağı, eğitimin hangi mekansal ortam ve araçsal olanaklarla yürütüleceği, sözün kısası nasıl bir insan yetiştirileceği konusu, tarihin farklı evrelerindeki ekonomik ve kültürel düzeye bağlı olarak biçimlenmiştir. İlkçağda babadan oğula, anadan kıza şeklinde karşımıza çıkan öğrenme yaklaşımı, zaman içerisinde ustadan çırağa biçiminde devam etmiş, günümüzde ise başta okullar olmak üzere farklı kurumlar aracılığıyla yürütülmektedir. Okul kavramına  Yunan, Sümer, Pers, Çin, Mısır  ve Roma kökenli kaynaklarda sıkça rastlanmakla birlikte, belirli bir seçkin kesimle sınırlanmayan, tüm halkın eğitim aldığı ve alınan eğitimin merkezi idareler  aracılığı ile denetlendiği bir eğitim yönetimi anlayışının 18. yüzyılda yaygınlaşmaya başladığı kabul görmektedir. 19. yüzyıl, burjuvazinin görece ilerici olduğu bir dönemdir; özellikle batı ülkelerinde ilk kez tüm halkın okur yaza olması için harcanan çabalar ve zorunlu eğitim bu döneme damgasını vurmuştur. Eğitim kurumlarında okutulacak müfredat, eğitici personelin yetiştirilmesi ve istihdamı, yönetici atama gibi konuların, ülkelerin çoğunda doğrudan merkezi yönetimler tarafından yapıldığı bu dönem 1950’li yıllardan sonra yerini yerel yönetimlerin de eğitimde gittikçe daha çok etkin olduğu bir anlayışa bırakmıştır.

Osmanlı’dan günümüze kadar Türk eğitim tarihine baktığımızda merkezi yönetim anlayışının baskın olduğu görülmektedir. Eğitim öğretim birliği yasasıyla ülkedeki tüm eğitim kurumlarının tek bir çatı altında toplandığı ve Cumhuriyete sahip çıkacak kuşakların ancak merkezi bir yapılanma ile gerçekleştirileceği düşünülmüştür. Bu doğrultuda devlet okulların alt yapı, donanım, müfredat, öğrenme-öğretme süreçleri, ölçme değerlendirme uygulamalarında tek yetkili organ olmuştur. Cumhuriyet tarihinde zaman zaman Maarif Eminlikleri’nin oluşturulması gibi yerel uygulamalara gidilse de öğretimsel kararlardaki tek yetkili organın Milli Eğitim Bakanlığı olduğu anlaşılmaktadır. Nüfusu yetmiş milyonu aşan ve oldukça genç bir nüfusa sahip olmaktan dolayı kalabalık bir öğrenci mevcuduna (15 milyon/2006) sahip olan Türkiye’de öğretim kurumlarının tek bir merkezde yönetilmesinin güçleştiği hem akademik (Özdemir, 1996; Güçlü, 2000; Bozan, 2002; Erdoğan, 2002; Töremen ve Harktı, 2002; Şişman ve Turan, 2003; Şahin, 2003; Kurt, 2006) hem de bürokratik (TUSİAD,1995; DPT,2004; XVII. Milli Eğitim Şurası,2006) çevrelerce değişik ortamlarda ifade edilmektedir.

Doksanlı yıllar ülkelerin ekonomik sistemlerinin dönüşüm geçirdikleri, yeni devletlerin ortaya çıktığı ve yeni birlik arayışlarının şekillendiği bir dönem özelliği göstermektedir. Bu birlik arayışlarında en etkili olanı ise Avrupa Birliği olmuştur. Yeni katılımlarla genişleyen AB, günlük yaşamdan tüm kurum ve kuruluşlara kadar her alanın yeniden düzenlenmesini, standartlarda birliğe gidilmesini ve yeni paradigmaların bir uzlaşı kültürü içerisinde yer edinmesini beraberinde getirmiştir. Ülkemiz de AB adayı olarak tüm kurum ve kuruluşlarıyla uyum ve bütünleşme sürecini hayata geçirme çabası içerisindedir. Altıncı ve Yedinci Çerçeve Programlarında, kurumlar arası işbirliğinin gerekliliği ve Bologna sürecinden başlayarak Lizbon süreci ile her düzeydeki eğitim öğretim kurumları arasında etkileşim ve işbirliğini vurgulanmaktadır. Birlik ülkelerinin kurumsal geleneklerinin farklılık gösterdiği görülmekle birlikte genel eğilimin ağırlıklı olarak merkezi yönetimlerden yerel yönetimlere doğru olduğu gözlenmektedir. Eğitim yönetimi açısından da benzer bir durum söz konusudur. İngiltere ve Almanya’nın federal sistemlerinin yanı sıra Fransa’nın merkezden yönetme sisteminin yan yana olduğu bir AB tablosu görülmektedir.

Toplumsal gelişimin en önemli ayağının eğitim olduğu düşünüldüğünde kuşkusuz toplumsal katılımı içeren demokratik işleyişin de bu alanda işlevsel hale gelmesi beklenir. Bu değişimlerin en önemlilerinden biri de iç paydaşlarla (yönetim, öğretmen, öğrenci, veli) dış paydaşlar ( yerel yönetim,iş çevresi, DKÖ’ler) arasındaki işbirliği ve güç paylaşımı olmuştur. Bu doğrultuda bakanlık dünyadaki gelişim ve değişim hareketlerinden yola çıkarak Eğitim Bölgeleri ve Eğitim Kurulları adı altında bir yönerge hazırlamış ve merkeziyetçi anlayışa karşın katılımcı yönetim anlayışını yerleştirme ‘çabası’ içerisine girmiştir. Söz konusu yönergede yerel yönetimlerin yeri ve işlevi oldukça öne çıkarılmasına karşın, gerek yetki aktarımının yapılmamış olması gerekse de yerel yönetimlerin eğitim kurumlarının yönetimi konusunda yok denecek kadar bir hazır bulunuşluk içerisinde olmaları gibi nedenlerden dolayı, yerel yönetimlerin eğitim kurumlarıyla etkileşimi henüz istenen düzeyde değildir. Yerel yönetimler, öğrencilere burs verme, süt kampanyaları düzenleme, abla-ağabey projeleri, yarışmalar, geziler, okulların mekansal ve araçsal gereksinimlerini giderme konularında bir çaba içerisinde olmakla birlikte, eğitimin dörtlü döngüsü denilen ‘hedef, içerik, materyal ve değerlendirme süreçlerinin yanı sıra, öğretmen yetiştirme ve istihdamı, öğretmen ücretleri ve çalışma koşullarını iyileştirme, öğretmen, yönetici ve deneticilerin mesleki gelişim etkinliklerini yönlendirme etkinliklerinin bir çoğunda yer almamaktadır. Eğitim Bölgeleri Danışma Kurullarına gelen yerel yönetim temsilcilerinin, bu komisyonun işlevi konusunda yeterince bilgi sahibi olmadıkları görülmektedir. Yerel yönetimlerin eğitimden sorumlu birimler oluşturması ve ilköğretimden yüksek öğretime kadar her düzeyde eğitim kurumlarıyla eşgüdümlü çalışmalar yürütmesi gerekmektedir. Öğrenmenin parmak izi kadar kişiye özgü olduğu, yaşam boyu devam ettiği, öğrenme sürecinin bir sınıf, karatahta ve öğretmenle sınırlanmayacak kadar karmaşık bir süreç olduğu paradigması yerel yönetimlerin de artık eğitim kurumlarına söz konusu paradigmaya koşut bir anlayışla yaklaşmayı gerektirmektedir. Kentin müzelerini, tiyatrolarını, sinema salonlarını, hayvanat ve botanik bahçelerini, tarihi mekanlarını, teknokentleri, gençlik merkezleri, spor tesisleri ve öğrenme amaçlı oluşturulmuş  her türlü oyun parklarını hazırlamak, başta çocuklar olmak üzere tüm halka ücretsiz sunmak görevi ile karşı karşıyadır yerel yönetimler. Okullarla ilgili araştırmalar yapmak, projelerin başlatıcısı ve destekçisi olmak, üniversitelerin ilgili birimleriyle ve akademisyenlerle daha çok etkileşmek gerekiyor. Yükseköğretim öğrencilerinin uzmanlık alanlarından yararlanmak, gençlere yönelik sportif ve kültürel etkinliklerin niceliğini ve niteliğini artırmak gerekiyor. Daha çok yazarla, ressamla, müzisyenle, sinema-tiyatro oyuncusuyla buluşmalı çocuklarımız, gençlerimiz ve yetişkinlerimiz. Okuldan arta kalan zamanlarda çocuklarımızın güvenle gidebileceğe çağdaş merkezler, kötü alışkanlıkların da azalmasında etkili olacaktır. Çocuğa ne yapmamasını gereğinden çok, yapılması isteneni pekiştirici yaşantılar için bu araçlar kullanılmalı. Yerel yönetimler, bünyesine eğitim bilimcileri, tarihçileri, sosyologları, kent bilimcilerini ve değişik alan uzmanlarını almalı, yurdu geleceğe taşıyacak kuşakların eğitimine bu çerçeveden bakmalıdır. Bu sayılan merkezler yok mu ya da yetersiz mi,  o zaman da öncelikli konu bunları hazırlamak ve hizmete sunmak olmalı. Mevcut yasa, mevzuat ve teamüller, doğru olanı yapmama gerekçesi olamaz. Çünkü, gelecek kuşaklar kaçan trenin sorumlusu olarak dönemin koşullarını değil, gereğini yapmayanları görecektir. Mesele neyi doğru kabul ettiğinizdir!

   Kaynakça

 Bozan, M. (2002). Merkeziyetçi Yönetimden Yerinden Yönetime Geçişte Alternatif Yaklaşımlar (Milli Eğitim Bakanlığı Örneği). Yayımlanmamış Doktora Tezi. İnönü Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Erdoğan, İ. (1996). Eğitim sistemlerinin yerelleşmesi. Yeni Türkiye Dergisi. Sayı 7

 

    

 

yorum yazın

 


   

 

 

 

 

 


madde işareti

   

       

yorum yazın

 


                      

 

 

 

 
 

 

  

sizden gelenler
mahkeme kararları
basın açıklamaları
yazılar
resimler
yayınlarımız
yorumlar
arşiv

 

 

 

bilgi@ovder.org