Sera domatesi gibi okullar
İlk bakışta domatese benziyor ama domates değil. Rengi domates rengi, hatta kokusu bile domates kokusu gibi ama domates değil. Üzerinde “domates” yazıyor ama kesip bakınca içinden domates tadı, domates rengi, domates dokusu çıkmıyor. Kışın ortasında pazarda bulunan pahalı domatesler işte böyle. Görünüşü, rengi, kokusu, etiketi ne derse desin bunlar domates değil.
Okullar da tıpkı sera domatesleri gibi. İlk bakışta okula benziyor ama okul değil. Bina olarak okul gibi ama aslında okul değil. Üzerinde “okul” yazıyor ama içinden okulda olması gerekenler çıkmıyor. Günümüzde devlet okulları da, birçok yerde bulunan; o lüks, o pahalı özel okullar da işte böyle. Görünüşü, tabelası ne derse desin bunlar okul değil.
OKULUN İÇİNİN BOŞALTILMASI
Ocak sonundaki yazımda “Okulda parmak kaldırma devri bitiyor” haberlerine değinmiştim. Bu haberlere göre, öğrenciler kendilerine verilen kablosuz bir aygıtla tahtaya yansıtılan sorulara parmak kaldırmadan yanıt verebiliyor. Tuzla Belediye Başkanı bu sistemi bütün ilköğretim okullarına belediyenin “hediye” ettiğini ve bu sistem sayesinde okullarda öğrencilerin başarı ve motivasyonlarının artacağını söylemiş. Benzer bir mantıkla okullarda akıllı tahta kullanılmasının öğretimi “dönüştüreceği” de iddia ediliyor.
Bu mantık aslında özel okullarda sık kullanılıyor. Okulun teknolojik açıdan çok daha donanımlı kılınması, okulun çok daha çekici bir mekana dönüştürülmesi ile velilerin okulun daha iyi bir okula dönüştüğünü düşünmesi sağlanıyor.
Oysa iyi bir okul için olmazsa olmaz ögeler okullarda bulunmuyor. Okullar öğrencilerin bir doktrin-bir öğreti- belledikleri, eleştirel değil, dogmatik uygun düşünmeye teşvik edildikleri yerlere dönüştürülüyor. Son yıllarda müfredatta yapılan kimi değişiklikler ile sağlam bir müfredatın ortaya çıkması aslında söz konusu değil. Müfredat değişiklikleri, tıpkı okullara teknoloji yığmak gibi meselenin özüne dokunmayan değişiklikler.
Okulu okul yapan, doğru düzgün bir eğitim felsefesi, , sıcak ve güvenli bir öğrenme ortamı ve öğrenmeye yardımcı olmak için istekli ve donanımlı öğretmenlerdir. Okulların içeriğinin boşaltılması, birer donanımlı dershaneye çevrilmesi ile okullar bir sera domatesine benziyor. Okul ve eğitim, neoliberal düzende içi boşaltılan kavramlardan birine dönüştürülüyor.
Eğitimdeki nice sorun her gün gündemdeyken, atanmayan öğretmenler sorunu ve okullarda rehberlik servisi olmaması yetkililerce olağan karşılanırken, okullara polis sokulması ve öğrencilerden muhbir üretilmesi söz konusuyken, ne kadar süslenirse süslensin okul ve eğitim içi boşaltılmış kavramlar olarak kalacaklardır.
Öğrencilerin en doğal haklarından biri olan karşı çıkmayı bir kabahat bilen, suç sayan ve hemen acımasızca ezmeyi görev bilenler bugün egemenler. Onlar okullarda hep boyun eğenler olsun istiyorlar. Okullar özgürleşmenin değil, baskının aracıyken; din, milliyetçilik ve militarizm kıskacındayken, öğrencilere nasıl olumlu katkı yapabilir ki?
SERADAN OKUL OLABİLİR
Bu hafta gazetelere yansıyan haberlerden birinde ilginç bir öykü vardı:
Alanya’nın Demirtaş beldesinde yaşayan 79 yaşındaki 3 çocuk 3 torun sahibi Ayşe Sertgöz’e, evinde okuma yazma kursu veriliyor. Demirtaş Cumhuriyet İlköğretim Okulu Öğretmeni Sait Ayhan tarafından verilen kurs, haftada bir gün olmak üzere 120 saat olarak planlandı. Ayşe Sertgöz’ün ilk dersine Alanya Halk Eğitim Merkezi Müdürü Mustafa Coşkunsu ve Demirtaş Belediye Başkanı Mustafa Aras da katıldı.
Hayatında ilk kez eline kalem ve defter alan Ayşe Sertgöz, ilk dersinde kalemin nasıl tutulması gerektiğini öğrenirken kendisine en büyük desteği eşi Şükrü Sertgöz verdi. Sandalyeye oturan Ayşe Sertgöz, tahtaya düz ve eğik çizgiler çizmesini öğrendi. 79 yaşındaki Şükrü Sertgöz de eşine verdiği desteği göstermek istercesine ninenin elini tuttu.
Alanya Halk Eğitim Merkezi Müdürü Mustafa Coşkunsu, ilçede 6 bin kişiye okuma yazma öğreteceklerini belirterek, “Ayşe ninenin bütün vatandaşlarımıza örnek olmasını diliyoruz” dedi.
Demirtaş Belediye Başkanı Mustafa Aras da, bu yaşta okuma yazma öğrenmek için azim gösteren Ayşe nineye sürpriz bir hediye vereceklerini söyledi.
Haberlerde bu girişimin bir parçası olarak okuma yazması olmayan kadınlara serada okuma yazma kursu verildiği belirtiliyordu:
Antalya’nın Alanya ilçesinde 7 köylü kadına, ‘Ana- Kız Okuldayız’ kampanyası kapsamında salatalık serasında okuma yazma öğretiliyor. Yaşları 24 ile 64 arasında değişen kadınların okuma azmi, takdir topluyor.
‘Ana- Kız Okuldayız’ projesi kapsamında Alanya’da başlatılan okuma yazma kursları devam ediyor. Proje kapsamında Türkler beldesindeki 7 köylü kadına, salatalık serası içinde okuma yazma kursu veriliyor. Öğretmen Songül Tunç tarafından verilen kurs, günde 2 saat olmak üzere 120 saat sürecek. Cam seranın sağ tarafındaki boş alana yerleştirilen masalara ikişerli grup halinde oturan köylü kadınlar, beyaz tahtanın karşısında okumayı sökmeye çalışıyor.
OKULDAN SERA OLMAZ
Eğer istenirse bir sera okula dönüştürülebilir. İstenir, her ortamda öğrenme ve ufukların genişlemesi sağlanabilir. Ama okullar seraya dönüştürülürse bunun sonucu korkunç olur. Okuldan çok sera işlevi gören okullardan çıksa çıksa kış domatesi gibi öğrenciler çıkar.
Çıkınca da hem kış domatesi gibi pahalıya çıkar, hem de topluma çok pahalıya mal olur! Serdar M. Değirmencioğlu-evrensel
serdardegirmencioglu@gmail.com
yorum yazın
|