Nautica06

 

 

 

 

   DİL VE EĞİTİM

 

İki temel öğe insan tanımında öne çıkar. Dil ve düşünce İnsan doğasının bir yansıması olan dil, düşünceyi besler. 

Düşüncenin aktarılmasının aracı olan dil, toplumsallaşmanın en güçlü bağıdır.

Dil hem alıcı hem de vericidir. Yani anlama ve anlatmanın kopmaz bağıdır.

Duygu ve düşüncelerin ses, söz ve işaretlerle anlatılması insanın toplumsallaşmasını ve ortaklaşmasını sağlar.

Kendi dilinde eğitim, düzgün okuma ve bütünlüklü düşünebilmenin alt yapısını oluşturur.

Dayanışma, paylaşma, umut, mutluluk ve üzüntü gibi değerleri ortaklaştıran dil, insanın düzgün okuma, bütünlüklü düşünebilmesinin yolunu açar.

Anadil öncelikle ailede ve günlük yaşamda kullanılan dildir. Yani insanın, hiçbir eğitime tabi tutulmadan ailesinden, çevresinden ve toplumdan öğrendiği doğal simgelerin ifadesidir. Kültürün önemli bir aracı olan dil, halkın oluşması ve gelişmesi için en temel öğelerin başında gelir.

                          DİL KAVGASI DEĞİL,  VARLIK KAVGASI

Yerleşik toplumlarda başlayan dil kavgası bugünde alabildiğine sürmektedir.

Toplulukların yerleşik yaşama geçmesi ile birlikte, özel mülkiyet ortaya çıktı.  Özel mülkiyet sonucunda devletin ortaya çıkmasıyla da egemenlik mücadelesi başladı. Egemenlik mücadelesinden daha güçlü çıkmak için her ulus, kendi egemenliği altındaki topluluklara kendi dilini ve kültürünü zorla dayatmaya başladı.  Bu uygulama ile diğer toplumları ve halkları kimliğinden, kültüründen uzaklaştırarak ve yabanlaştırarak daha kolay sömürmenin araçlarını yarattılar.

Eğitim, bunda en etkili araç olarak kullanıldı, kullanılıyor.

Bugün dünyanın birçok yerinde olduğu gibi Türkiye coğrafyasında da dil ve kültür zenginliği yok edilmektedir. “resmi dil”in dışında kalan ulusal-etnik dillerle eğitim yasaklanmıştır. Bunun altında yatan,  ulusal baskının artırılması ve sömürünün yoğunlaştırılmasıdır.

“Tek ulus” ve “tek devlet” yaratmanın aracı olarak kullanılan “tek dil” inkar politikasının da beraberinde getirmektedir.

Anadolu’nun ve Mezopotamya’nın çok dilli ve çok kültürlü yapısına müdahale edilerek tekleştirme yoluna gidilmesi, halklar arasında kardeşlik yerine, kin ve nefret tohumları ekmiştir.

Dün Türkiye coğrafyasında konuşulan dillerin sayısı 30’dan fazla iken,  bugün bunların çoğu yok olmuştur.

1982 anayasasında “ herkes düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir”.(25/1) denildiği, halde,  aynı md. 3. fıkrasında “düşüncenin açıklanması ya da yayılmasında kanunla yasaklanmış olan herhangi bir dil kullanılmaz” denilerek dil susturulmaktadır.

Daha sonra bu ifade “her hangi bir ülkenin resmi olmayan diller kullanılamaz” ifadesi ile Kürtçe adı konmadan yasaklandı. 42. madde de ise .”Türk okullarında Türkçeden başka bir dille eğitim verilemez” ifadesi ile yasakların sınırı daha da genişletilmektedir

1983 tarihli 2932 sayılı kanunun 3.md.” Türk vatandaşlarının ana dili Türkçedir.” Hükmü ile diğer bütün diller yasaklanmıştır.

TRT yayınları hakkındaki yönetmeliğin 5.maddesinde,” farklı dil ve lehçelerde sadece yetişkinler için haber, müzik ve geleneksel kültürün tanıtılmasına yönelik yayınlar yapılabilir. Bu dil ve lehçelerin öğrenilmesine yönelik yayın yapılamaz” ifadesi bir halkın kuşaklarını birbirinden koparılması değil midir?  Yetişen neslin asimilasyonu değil midir? Hangi halk neslinin yok olmasını kabul eder?

Eğitim dili olarak sadece Türkçenin kullanılması dilini kayıp edenlerin tepkisine neden olmaktadır. Bu tepkileri en etkilisini bugün Kürtler veriyor.

Anadolu’da hep iç içe yaşamış farklı diller ve kültürler çok önemli bir zenginlik olması gerekirken, bugün diller,  bir inkar ve baskı ile yok edilmektedir.

” şeş 6” ile göz boyamaya çalışan AKP hükümeti, 2001 yılında üniversite öğrencilerinin “anadilde eğitim” dilekçelerini şiddetle reddederek, cezalandırma yoluna gitti. Sonra Diyarbakır’da “anadilimde eğitim istiyorum” diyen çocuklar hakkında kovuşturmalar başlattı. Mustafa koç; “Kürtçe televizyon yayını çok müspet bir adım. Bu noktada geç kalındı. Roj TV herhangi bir yayından çıkıp orada PKK propagandası yapıyor. Biz niye Kürtçe Türkiye propagandası yapmayalım”. Diyerek hükümetin niyetine tercüman oluyor. Amaç, “adı konulmamış dil” denilen Kürtçe ile Kürtlerin yaratmış olduğu değerlerin yok edilmesidir.

Bulgaristan’da, Yunanistan’da, ırak’ta, Bosna ve Karadağ gibi Türklerin yaşadığı yerlerde kendi dil ve kültürünü kullanması ve eğitimini isteyen Türkiye, kendi ülkesinde bu talepleri şiddetle bastırmaktadır. İnkarcı davranmaktadır.

Konuşma dili olarak öğrendiği anadilini okulda değiştirmek zorunda kalan çocuk,  eğitime daha geriden başlamanın yanında, algılama ve yorumlama sorunu ile karşı karşıya kalmaktadır. Bu çocuğun zeka ve duygularının gelişmesini olumsuz etkilemektedir. Değerlerini yitiren çocuk yabancılaşmakta ve sosyal dışlanmayı yaşamaktadır.

Anadilinde eğitim,  toplumun tüm bireylerinin yararlanabileceği bir haktır. Bu hakkın kullanılabilmesi içinde eğitimin bilimsel, demokratik ve parasız olması gerekir.

Türkiye’de yaşayan halkların eşit ve özgür birlikteliği, her halkın anadilinde eğitimiyle mümkündür. Bu bölünmeyi değil, yıllardır iç içe yaşamış halkların kardeşleşmesini pekiştirir.

Anadilinde eğitim almayan bir çocuk, temel bilgileri, duygularını, düşünme yeteneğini geliştirip derinleştiremez

 Dil hem bireysel hem de toplumsal özellik taşıdığından,  bir kişinin anadilini kullanması hem bireysel hem de toplumsal bir haktır. Bu ülkenin insanlarının eşit ve özgür olabilmesi için, farklı kimliklerin ve farklı dillerin tanınması, konuşulur ve yazılır hale gelmesi gereklidir. Dil yasağı ulusal kimliğin inkarı demektir.

Demokratik eğitimin olmazsa olmazı, kişilik oluşumudur. Kişilik oluşumunu olmazsa olmazı ise anadilinde kendi kültürünün eğitimdir.

Halkların özgür bir ortamda, eşitlik- özgürlük ve kardeşliğe dayalı olarak kendi dillerini kullanması ve kendi kültürlerini yaşamasının ön koşulu; anadilinde eğitim hakkının Türk- Kürt kardeşliği çevresinde tanınmasından geçmektedir. Bu talebin gerçekleşmesi ise, ancak tüm işçi ve emekçilerin, onların örgüt ve sendikalarının “anadilde eğitim hakkı”nı kararlı bir şekilde savunmasından geçmektedir.

Tek ulus tek kültür ve tek dil anlayışı ulusların gelişmesinin önünde en büyük engel olmasının yanında, demokratik yapılanmanın ve demokratik eğitimin engelidir.

Bu ülkede barış ve kardeşliğin yaşam bulabilmesi için politik oyun ve aldatmaların değil, Marks’ın şu sözünün karşılık bulması gereklidir.”… ezilen ulus özgür olmadıkça ezen ulus özgür olamaz”.

                      

madde işareti

   

       

yorum yazın

 


                      

 

 

 

 
 

 

  

sizden gelenler
mahkeme kararları
basın açıklamaları
yazılar
resimler
yayınlarımız
yorumlar
arşiv

 

 

 

bilgi@ovder.org