Bilim kimin için?
“Her alanda gösterilecek ihmal veya yapılacak hata, bir ülkenin belirli bir zamanının ve kaynağının heba olmasına neden olur. Ama hiçbir ihmal veya hata, eğitimde, özellikle de yükseköğretimde yapılacak bir hata veya ihmal kadar etkili değildir.”
Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulunun ODTÜ’de yapılan 22. toplantısının açılış konuşmasında Başbakan yükseköğretime verdikleri önemi böyle anlatıyor.
Yani diyor ki üniversitelere dair her hamle ince düşünülüp sık elenmeli. Bu konuda hata yapılmasına müsaade edilmemeli.
Özellikle üniversitelerde ne yapılacaksa dikkatli olunmalı, bütün tehditler ortadan kaldırılmalı.
Tam da bu noktada; Başbakanın açılış konuşmasını yaptığı salonun önünde 26 öğrenci gözaltına alındı. Ülkemizin kolluk güçleri verilen mesajı hızlıca kavrayarak herhangi bir hatanın yapılmasına müsaade etmedi.
Düşünsenize ne büyük bir hata yapılırdı
Ola ki öğrenciler içeri girse… Davet edilmedikleri toplantıya bir kez daha girmeye çalışırlarsa… Başbakanın artık “Bilim için bilim” anlayışının yerine “Refah için bilim” anlayışını koymak istediğini duyarsa...
Hadi duydular diyelim. Bu gençler rahat durmaz ki. Öyle ya Başbakanın istediği kendini alkışlayan öğrenci tipolojisine uygun olmayabilirler. Bu durumda ortaya çıkacak hatanın telafisi memleketin kaynaklarının, ciddi anlamda psikolojik yardıma ihtiyacı olan gençler tarafından boşa harcanması demek olur.
Bu düşünce tarzı öğrencilerin taleplerini dile getirmesine hastalık demek, demokratik hakkını kullanmak isteyen öğrencilere şiddete meyilli demektir. Kendi okulunun salonundan içeri alınmayan öğrencilere gazlı, coplu, bol yaralı, orantılı şekilde davranmayı haklı çıkarmaktır. Ki bunun temelinde üniversitenin asıl bileşeni olarak öğrencileri görmezden gelme yatar. Öğrencileri görmezden gelinmesi ise ancak öğrenciler aleyhine uygulamaların hayata geçirilmek istendiği durumlarda ortaya çıkar. Eğer böyle değilse, öğrenciler bilimden zerre kadar anlamıyor demektir.
Bilimin ilerlemesini ölçmek için kullandıkları kıstaslara bakalım. Böylece ne kadar ikiyüzlü oldukları ortaya çıkar. Dünya üniversiteleri sıralamalarında ilk 500’e girmeyi başarabilen nadir üniversitelerinden birinden, ODTÜ’den bahsediyorsunuz. Buraya gelebilmek için öğrencilerin yüksek derecelerle geçtiği sınavların mimarı sizsiniz. Buna rağmen öğrencilerin düşünceden, demokrasiden, özgürlükten anlamadığını iddia ediyorsunuz. Yani aslında siz, seçtiğiniz ve ‘En iyi’ üniversitelerden birine yerleştirdiğiniz öğrencilere hâlâ bilimin ne olduğunu kavratamamışsınız. Bu yüzden toplantınıza almak istemiyorsunuz.
Buradan çıkarılacak sonuç aslında eğitim sisteminin baştanbaşa hatalı olduğu ve yükseköğretim kurumlarının da en fazla hata payına sahip alan olduğudur.
Yok öyle değilse…
Öğrenciler bilimin kimin için yapılması gerektiğini kavramış ancak sizin tarifinizle bilimin gerçek tanımı arasındaki farkı anlamışlarsa…
Sizin öğrencilerden saklamak istediğiniz bazı noktalar vardır. Bu noktalar; sayısı 39’a çıkarılan teknokentlerden, AR-GE harcamalarının 5 katına çıkarılmasından, devlet-üniversite-iş dünyası birlikteliğini sağlanmasıdır.
Bizler ODTÜ öğrencileri olarak iki gün önce hem gözaltına alınan arkadaşlarımızın serbest bırakılması için hem de üniversiteler hakkındaki yeni dönemdeki planlara karşı çıkmak için toplandık. Çünkü teknoparklarda, AR-GE projelerinde, üniversite-sanayi işbirliklerinde ucuz iş gücü olarak görülüp, tekeller için bilim üretmek istemiyoruz.
Bu yüzden 5 saat boyunca emirlerinize sonsuz itaat eden polisin saldırısına maruz kaldık. Onlarca arkadaşımız yaralandı. Fakültelerde biber gazı yüzünden dersler iptal edildi.
Ama biz de boş durmadık. İçinde bulunduğunuz durumu anlayasınız diye birdir bir oynadık.
Burcu Yılmaz
GENÇLİĞİN SESİ
yorum yazın
|