Nautica06

 

 

Anayasada eğitim


                    

 

 

13/10/2007 -Evrensel
ARASIRA
Orhan Yüce*
                    
Türkiye Cumhuriyeti’nin dört anayasası oldu. Şimdi de yapılabilirse 5. anayasa tartışılıyor. Bundan önceki dört anayasa da -asker millet olduğumuzdan- askerler tarafından yapıldı.
1924 Anayasası Osmanlı feodalizminden ve emperyalist işgalden kurtulma çabası içerisindeki bir ülkenin anayasası niteliğindedir. Bir din toplumu olan Osmanlı’nın tekke ve zaviyelerinden kurtulmak için Tevhid-i Tedrisat Kanunu çıkartılmış, bu kanunla herkesin kendi dinini yaşaması yerine, devletin dinini toplumun kabul etmesi istenmiştir. Tevhid-i Tedrisat bir taraftan laiklik olarak sunulurken, diğer taraftan da imam hatip okulları ve ilahiyat fakültesi ile devletin dine hakim olması için kullanılmıştır. Bazı dini inançlara yasaklama getirilmiş, bu kesimler asimile edilmeye çalışılmıştır. Bu uygulamalarda en etkili araç olan eğitim sistemi de bu anlayış üzerine oturtulmuştur. Osmanlı’dan Türk ulusu çıkarmaya çalışan cumhuriyetin en güçlü aracı, eğitim ve asimilasyon olmuştur.
1924’ten sonra açılmaya başlayan imam hatip okulları ve Kuran kursları, 1945’ten sonra hızlı bir biçimde çoğalmaya başlamıştır. Bu uygulama ile devlet, dini tektipleştirme amacını güttüğü halde böyle olmamıştır. Zamanla tekke ve tarikatlar devlette daha egemen olmaya başlamışlardır.
Bizim konumuz eğitim sistemi olduğu için, tekrar eğitime dönelim.
Cumhuriyet kurulduktan sonra, ilk yıllar yabancı eğitim uzmanlarının ülkeye davet edilmesi, rapor hazırlatılması ve bunların incelenmesi ile geçti. 1940’ta köy enstitülerinin açılması eğitim içinde iyi bir geçiş olduğu halde, ömrü devlete hakim olmaya çalışan gerici ve ırkçı anlayışlar tarafından kısa tutuldu.
1961 Anayasası, toplumsal tepkinin arttığı bir ortamda çıkartıldı. Nispeten hak ve özgürlüklere yer veren bir özelliğe sahipti. Eğitim ve öğretim sistemi de bu paralellik içinde uygulanıyordu.
12 Mart 1971’de, hak aramayı, sömürüye karşı çıkmayı, ülkenin bağımsızlığını istemeyi, parasız-bilimsel-demokratik ve özerk eğitim hakkını savunmayı tehlikeli ve suç sayan bir anlayış ülkede darbe yaptı. 1961 Anayasası’nı “lüks” ilan eden bu anlayış, tüm hak ve özgürlükleri yasaklarken, bir anayasa ile 1961 Anayasası’nı rafa kaldırdı. Bağımsızlık mücadelesi veren aydınlarımızı, gençlerimizi katletti, idam etti ve zindanlara tıktı.
Eğitim sistemi de böyle bir anlayıştan nasibini aldı. İlk defa kapsamlı bir eğitim yasası 1973’te 1739 sayılı “Milli Eğitim Temel Kanunu” olarak çıktı . Bu kanunla hak, özgürlük ve ülkenin bağımsızlığını isteyen gençler yerine, devletine ve milletine bağımlı itaatkar bir neslin yetişmesi amaçlandı.
Şu madde bunu açıkça ifade etmektedir:
Md.11 “…eğitim kurumlarında Anayasa’da ifadesini bulan Türk milliyetçiliğine aykırı siyasi ve ideolojik telkinler yapılmasına ve bu niyetle günlük siyasi olay ve tartışmalara karışılmasına hiçbir şekilde meydan verilmez.”
Bu, ırkçı şoven bir anlayışın eğitim sistemine açıkça yansıtılmasıdır.
12 Eylül 1980 faşist darbesi ve arkasından hazırlanan anayasa, liberalleşme ve sosyal hakların budanması için yapıldı. Bu anayasaya hakim olan anlayış, hak ve özgürlükleri daha da kısıtlayan, yeni hak arama araçlarını kullanılamaz duruma getiren, toplumu gericileştirmeyi ve dejenere etmeyi amaçlayan bir özelliğe sahiptir.
Bunların üstünde ve en baştaki özelliği, emperyalizme daha çok bağımlı bir ülkenin oluşturulmasının anayasasıdır. Bu anayasada eğitim sistemi, daha gerici ve daha ırkçıdır. Bilimsel değerlerden daha da uzaklaşmış bir niteliğe sahiptir.
‘82’ Anayasası’nın diğer bir özelliği de yamalı bir bohça haline getirilmesidir. Emekçilerin mücadeleleriyle yırtılan yerinin, IMF, DB, ABD, AB ve GATS’ın ipliği ile tekrar yama yapılmasıdır.
Şimdi yeni bir anayasaya ihtiyaç duyulmuştur.
Bu ihtiyaç kimin için?
Elbette emekçilerin bir anayasaya ihtiyacı vardır. Bunu cumhuriyetin kurulduğundan bu yana mücadeleleriyle talep etmektedirler. “Bağımsız Demokratik Türkiye” talebi bunun öz halidir. Ama şimdi yapılmak istenen anayasa, küreselleşme adı ile yeniden yapılanan emperyalizmin, ülkeleri daha kolay sömürmesinin aracı olacaktır. İhtiyaç buradandır.
Anayasa taslağını hazırlayan bir doçent doktorun söylediği gibi, “bu anayasa liberalleşmenin belgesi olacaktır”. Topluma bunu kabul ettirmek için de 1982 Anayasası’nın kötülüklerini anlatacaklar. Zaten tartışmalar da buradan başlatıldı.
Halbuki diğer anayasalarda olduğu gibi bu anayasa da özelleştirmenin, esnek çalıştırmanın, emekçilerin yüz yıllardır kazandığı hakların yok edilmesinin, doğayı talan etmenin, çevreyi kirletmenin, su ve doğal kaynakları tüketmenin yasal dayanağı olacaktır.
Bu anayasada eğitim ne olacak?
Eğitimin parasız-bilimsel-demokratik olması, herkese açık ve üretime yönelik olması beklenebilir mi? Bu anayasayı hazırlayanlar da dahil hepimiz “hayır” seslerini birlikte yükseltiyoruz. Ama “hayır”ın gerekçeleri farklı.
Bugünkü Anayasa’yı hazırlayan ve hazırlatan zihniyetin beslendiği kaynak, sosyal devletin asli görevi olan eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlerin kamu hizmeti olmaktan çıkartılıp liberal anayasanın güvencesinde, serbest piyasada pazarlanmasını istedikleri için yukarıdaki talebe “hayır” diyor. Eğitim, herkesin parası kadar alabileceği bir pazar ürünü olsun istiyor. Uluslararası anlaşmaları bu içerikte hazırlıyor ve ülkelere imzalatıyor. Sonra anayasanın buna göre düzenlenmesini istiyor. Bizim iktidar ve muhalefetimiz de bunu -tartışıyor gibi yaparak- yerine getiriyorlar.
Emekçilerin -halkın- “hayır” gerekçesi farklı. Emekçiler demokratik devlet talebi ile “hayır” diyorlar. Bu ülkenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarının, eğitim ve sağlık hizmetlerinin herkese eşit ve parasız sunulmasının bir insan hakkı olduğu ve bunun anayasada ifade edilmesinin yanında, uygulanmasını da istedikleri için “hayır” diyorlar.
*ÖVDER (Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği) İzmir Şube Başkanı

 

 
 

 

  

sizden gelenler
mahkeme kararları
basın açıklamaları
yazılar
resimler
yayınlarımız
yorumlar
arşiv

 

 

 

bilgi@ovder.org